2 Kasım 2008 Pazar

Dünyanın En Çekingen İnsanı

Cekingen | 15:25 | 2 Yorum Yapılmış

Üniversite kantininde oturmuş kara kara düşünüyordu. Bu sefer onu sevdiğini kesinlikle söyleyecekti. Liseden beri Demete deliler gibi aşıktı ama Demet'in bundan haberi bile yoktu. Nasıl olsundu ki? Nihat aşkını belli edecek en küçük bir imada bile bulunmamıştı. Ama buraya kadardı. Ne yapıp edip bugün kesinlikle konuşacaktı. Başını kaldırınca masasına doğru gelen Demeti gördü. Selamlaştılar, Nihat her zamanki gibi çekingen bir tavırla tokalaşmak için elini uzattı ama Demet uzanıp yanağından öptü onu. Nihat boşta kalan elini fark ettirmeden çekti. İçin için bu çekingen haline kızdı. Bu kızgınlıktan da cesaret alarak "Demet" dedi, "seninle konuşmak istediğim bir konu var"
Demet "seni dinliyorum..." demeye kalmadan yanlarında jöleden mamül bir oğlan bitiverdi. Demeti saçlarından öptü. Kucaklaştılar. Demet tanıştırdı onları.
-Jöle, Nihat... Nihat, Jöle
Jöle'nin bir adı vardı aslında; Serkan. Ama Nihat Serkanı duymadı bile.
"Sinemaya gitmiyor muyuz?" dedi Jöle.
"Aaa doğru, hemen çıkarız... Pardon Nihat sen az önce bir şey mi diyecektin?"
Nihat durdu. "söylesem mi acaba?" diye bir tereddüt geçirdi. Sonra "neyse acelesi yok nasılsa, hele bir sinemaya gitsinler onu sevdiğimi sonra söylerim" diye düşündü. Ama tüm bu düşündüklerini "hangi filme gideceksiniz?" diye özetleyerek aktardı Demet'e...

Aradan aylar geçmiş, aşkın deklare edilmesi konusunda hiç bir ilerleme olmamıştı. Hala o üniversite kantininde, hala o masada kara kara düşünüyordu Nihat. Çekingenliğin bu kadarına da pesti artık. Bu sefer kesinlikle söyleyecekti. Demet geldiğinde direk mevzuya daldı:
"Sana ikimizle ilgili çok önemli bir şey söyleyeceğim Demet, lütfen beni dinler misin"
Bu çok büyük bir aşamaydı Nihat için. O bile kendine inanamadı. Ama Demet hemen söze girdi. "ama önce benim müjdemi dinle. Serkan'la ben nişanlandık. Baak" Diyerek alyansını gösterdi. Nihat alyansa şaşkın şaşkın bakarken "sen ne söyleyecektin" diye sordu Demet. "Neyse acelesi yok" diye düşündü Nihat "nasıl olsa bu Serkan'la yakında ayrılırlar, ben de o zaman söylerim onu ne kadar çok sevdiğimi" Ama bütün bu düşündüklerini Demet'e "birlikte masa tenisi oynayalım mı?" şeklinde özetleyerek aktardı.

Kuyrukta bekliyordu. Herkes dakikalarca muhabbet ettiği için sıra bir türlü kendine gelmiyordu. "Bu sefer söylesem mi acaba" diye içinden geçirdi. "Fırsat bu fırsat, evet evet çekingenliğin bu kadarı da yeter artık. Kesin söyleyeceğim" Bunları düşünürken sıra tam da kendine gelmişti. Eğildi geline altını takarken "Tebrik ederim Demetçiğim, bir yastıkta kocayın" dedi. Sonra içinden "Ne acelesi var canım, dünyanın sonu değil ya, hele bir boşansınlar o zaman söylerim onu ne kadar çok sevdiğimi" diye geçirdi.

Aradan bir kaç yıl geçti. Bir gün Bostancı durağında dolmuş beklerken aniden Demet'le karşılaştı. Yine çekingen bir tavırla tokalaşmak için elini uzattı. Ama Demet bu sefer sıkı sıkıya sarıldı ona. Ağlayarak "sizlere ömür" dedi. Serkan bir hafta önce kalp krizinden ölmüştü. Meğerse zavallı çocukta ırsi yüksek tansiyon varmış. Nihat dinlemiyordu bile Demeti. "Acaba şimdi söylesem mi" diye içinden geçiriyordu. Sonra "ne acelesi var canım, kocasının kırkı çıksın sonra söylerim onu ne kadar çok sevdiğimi" diye düşündü. Tüm bu düşüncelerini "Başınız sağolsun" şeklinde özetledi Demete.

Kaderin cilvesine bakın ki daha Serkan'ın kırkı çıkmadan yine Demete rastladı. Bu sefer yanında fazladan bir de adam vardı. Nihat, Serkanın kırkı daha çıkmadığı için onu ne kadar sevdiğini söylemeyi aklından bile geçirmedi. Demet ise aklından hiçbir şey geçirmeyip direk "bak Nihatçığım, tanıştırayım; nişanlım Berkay" dedi. "Yuh" diye içinden geçirdi Nihat. "ben kocasının kırkı çıkmadan aşkımı itiraf etmeye çekiniyorum, kadın nişanlanmaya çekinmiyor"
Bir yıl sonra hiçbir şeyden çekinmeyen Demet Berkay'la evlendi. Nihat düğünlerinde onları tebrik ederken yine "ne acelesi var canım, hele Berkay'la bir ayrılsınlar, o zaman söylerim onu ne kadar çok sevdiğimi" diye düşündü.

Deminden beri oldukça kibar bir şekilde, ancak kendisinin duyabileceği bir sesle "çok özür dilerim biraz izin verir misiniz" demiş ama kimse izin vermemiş, bir türlü ona yanaşamamıştı. Birden kalabalıkta bir dalgalanma oldu ve elden ele dolaşan tabut onun olduğu tarafa doğru gelmeye başladı. Hiç beklemediği anda kendini tabutu taşırken buldu. Nihayet şansı dönmüştü işte. Sevdiği kadın, Demet onun taşıdığı tabutta, yanı başındaydı işte. İlk defa kendisini onun yanında bu kadar rahat hissediyordu. "sağlığında söyleyemedim bari ölüsüne onu ne kadar sevdiğimi söyleyeyim" dedi. Durdu. "Acaba doğru olur muydu bu" diye düşündü. Bir müddet vicdanıyla ahlaki bir tartışmaya girişti. Sonunda kalbi kazandı. Tam onu ne kadar çok sevdiğini söyleyecekti ki yine kalabalıkta bir dalgalanma oldu ve tabut geldiği gibi elden ele dolaşarak ondan uzaklaştı.

Uzaktan tabuta bakarken acı acı gülümsedi "neyse acelesi yok, nasıl olsa bir gün mezarına gider onu ne kadar çok sevdiğimi söylerim" diye düşündü.

2 yorum:

  1. ayyyyy ne kadar acıklııı. Uff nihat, keşke söyleseydin. Ama o kızda biraz tuhafmış canım. İnsan kocasının 40 ı beklemezmi :) İnsan sevdigine sevdigini sürekli söylemeli. Bu hikayeden bu dersi alıyoruz. bencede en dogrusu bu.

    YanıtlayınSil
  2. heheheh güzel bi ironi yaratmışsın tebriklerrr:)

    YanıtlayınSil